Eski Dilin Gölgesinde: Har’ın Peşinde
Kayseri’nin o dar sokaklarında yürürken, üstümdeki kış rüzgarı beni büsbütün sarar. Ellerim, cebimdeki eski günlüğüm gibi, titrerken bir yandan da içimdeki boşluk büyür. Bazen bir kelimeyi düşünmek, hayatta bir yolculuğa çıkmaktan daha derin bir anlam taşır. O an, tam da o an… eski dildeki “har” kelimesini düşündüm. Nedenini bilmem ama, o kelime, sanki bir pusula gibi aklımı yönlendirmeye başlamıştı. Her şey bir soruyla başladı: “Har ne demek?”
Yavaşça Düşen Yağmur, Eski Bir Kitap
Sabahın erken saatleri, hala uykusuzdu gözlerim. Bazen bir kelime, bir cümle, bir kavram, geceyi sabaha bağlayan tek köprü gibi gelir. İşte o sabah da böyle oldu. Evde bir köşede, büyük annemin eski kitaplarının arasında gezinirken, bir tanesi gözümü aldı. Evet, o kitap. Sayfalarını karıştırırken eski bir metin dikkatimi çekti. Kırık dökük, köhne bir kitap ama içinde hazine barındıran bir zaman yolculuğu gibi. Kitap bir dilin, bir kültürün yansımasıydı.
Ve orada, o sayfada, bir kelime… “Har” kelimesi. Bu kelime eski dilde, belki de çok eski zamanlarda, bir anlam taşımıştı. Anlamı neydi peki? Anlamını bulmak için günlerce kafamı kurcaladım. “Har” bir şeyin kaybolması mıydı? Bir kaybın, bir yıkımın simgesi miydi? O kadar belirsizdi ki, o kelimeye olan ilgim arttı. Sanki kaybolmuş bir anlam, bir parça eksik gibiydi.
Yalnızlık ve Bir Kelimenin Gücü
Kayseri’nin sokaklarında ilerlerken, o kelime sürekli kafamı kurcalıyordu. Bir anlamı vardı, biliyordum. Ama neydi bu anlam? “Har” kelimesi, yalnızca eski bir kelime değil, bambaşka bir anlamın peşindeydi. Yalnızlık, kaybolmuş bir anlam, yaşanmış ama unutulmuş bir duyguydu sanki. Kayseri’nin taş duvarları arasında yürürken, her adımımda “har” kelimesinin bir parçası gibi hissediyordum. Yalnızlığın simgesi, kaybolmuş bir şeyin hatırlatıcısıydı bu kelime.
Günler geçtikçe, yaşadığım duygular derinleşmeye başladı. Belki de “har” kelimesi, bana kaybolan bir şeyin özlemini anlatıyordu. Belki de herkesin içinde bir şeylerin kaybolmuş olması, yaşadıkça kaybolan ama bir şekilde geri aradığımız şeyler vardı. “Har”, belki de bu duyguyu ifade etmek için kullanılıyordu. Zamanla, kendimi bir kayıp gibi hissetmeye başladım. Bir yanda geçmişin izleri, bir yanda geleceğin belirsizliği. Kaybolan bir şeyin arayışındaydım, belki de bu yüzden “har” kelimesi beni büyülemişti.
Bir Kaybın Ardında
O günlerde daha fazla okudum. Kitaplar, eski dilde yazılmış metinler, dergiler… hepsi “har” kelimesinin peşinden beni sürükledi. Bir metin okurken, bir satır dikkatimi çekti: “Har, kaybolmuş olanı ve kaybolan anlamı anlatır. Eski zamanlarda, insanlar kaybolan bir şeyi geri bulmak için her türlü çabayı harcarlarmış. Ama bazen, kaybolan şey geri gelmezdi.” Bu satırları okurken, bir anlamın benden çok uzaklaştığını düşündüm. “Har”, sadece bir kelime değilmiş meğerse; kaybolan bir zamanı, bir duyguyu, belki de bir insanı simgeliyormuş.
İçimdeki o boşluk büyüdü, büyüdü… Tıpkı o kaybolmuş şey gibi. Ne olduğunu tam olarak bilemesem de bir eksiklik vardı. Eski dilde “har”, kaybolan her şeyi anlatıyordu, belki de içimde kaybolan bir şeyin yankısıydı. Ne kaybolduğumuzu anlamadan, bu kelimenin izini sürmeye başladım.
Geriye Dönüş Yok
Bazen yaşadıklarım, kaybolan bir zamanın, bir dönemin parçası gibi hissediyorum. O eski kelimenin her bir harfi, bana bir kaybın, bir geçmişin izini taşıyor. Ama bazen kaybolan bir şeyi bulmaya çalışmak, o kaybın ta kendisiyle yüzleşmekten daha zor oluyor. “Har” kelimesi, bana bu gerçeği hatırlatıyor. Kaybolan şeyin geri gelmeyeceğini ve bu kaybı kabul etmenin, hayatın bir parçası olduğunu anlatıyor.
Bir akşam, Kayseri’nin sokaklarında yürürken, “har” kelimesinin anlamını düşündüm. O kadar içselleştirmiştim ki, sanki bu kelime, artık benim içimde bir yerlerde yaşıyor gibiydi. Yalnızlık, kaybolan bir şeyin duygusu… Artık bu kelimeyi bildiğimi hissediyordum. “Har”, sadece bir dildeki eski bir kelime değilmiş. Bütün kaybolan şeylerin, bir şekilde hayatımıza dokunmaya devam ettiğini simgeliyordu.
Ve sonunda fark ettim: “Har” kelimesi, kaybolanların peşinden gitmek değil, kaybolmuş olanı kabul etmekmiş. İşte, bu yüzden “har” bana hem bir kayıp hem de bir kazanç gibi geliyordu. Bir şeylerin kaybolması, aslında bir şeylerin büyümesine yol açıyordu. Kaybolan, yerini başka bir şeye bırakıyordu.
Sonuçta Ne Kaldı?
O günden sonra, eski dildeki “har” kelimesi içimde farklı bir anlam kazandı. Kaybolan her şeyin ardından, bir iz bırakıldığını anladım. Belki de kaybolan, aslında bizim büyümemize, olgunlaşmamıza yardımcı oluyordu. Geçmişin o eski zaman dilinde, insanlar bu kelimeyle bir kaybı simgeliyorlardı. Ama ben, bu kelimenin bana kazandırdığı düşüncelerle farklı bir yere vardım. “Har”, kaybolan her şeyin ardından, hayata tutunmaya devam etmek demekti.
İşte o an, her şeyin bir anlamı olduğunu, kaybolanların, geriye bıraktığı izlerin, hayatımızın içinde bir yerlerde hep var olduğunu düşündüm. Belki de bazen kaybolan bir şeyin, bize hayatı öğretmesi gerekirdi.
Ve bu yüzden, “har” kelimesi, sadece eski bir kelime değil, bir kaybın ve kazanmanın en derin anlamını taşır. Bazen kaybolmak, aslında yeniden bulmaktır.